Bir kayığım olsa...


Bir kayığım olsa...


Sıkıldığı zaman duramaz insan, içi içine sığmaz kaçar, oturamaz, çarpar kalbi, ruhu bedenden ayrılırcasına der ki: Al canımı Allah'ım, kurtar beni, yanında mutlu olayım, bıktım dünyanın dertlerinden, ruhumu teslim al savur uzak diyarlara, yeni varoluşlara, belki bilinmezliğe, belki de hiç bir zaman dönüşü olmayan karanlığa...

Ne bavul, ne de başka bir yük, sadece süzülme anındaki gıcırtı, martılar, dalganın her kürek darbesindeki nazlı sesi eşliğinde başlasam kürek çekmeye, bilmediği kıyılara mı gitmeli insan, geçmişini yok saymalı mı, yeni limanlara yelken açmalı mı, düşe kalka yürümeli mi? yoksa bildiğin, bilmediğinden hayırlı mıdır... demeli, ne yapmalı?

Aslında hayat denen sonsuzluğun karşısında bir çocuğuz, düşe kalka büyürken kalkamayız bir çoğumuz, bu hayat böyle mi olur? düşen hep yerde mi kalır, gün olur belin doğrulur, kim ne olacak belli mi olur... Bitmez yolculuklar, belki biraz canın yanar düştüğün yerde.... doğrulup başlarsın yine ilk adımlarla.

Rüzgara dur desende olmaz ki, ya bırakacaksın rüzgara kendini ki savuracak bilmediğin kıyılara, ya da demir atacaksın rüzgar seni sallasa da, o yıllık vefakar demir seni rüzgara karşı koruyacak...

Kalp su alan bir sandaldır! Ne kadar görkemli de olsa, şu kısacık ömrümü bir şeye benzetecek olsam tıpkı o tekne gibi derdim, Ardında hiçbir iz bırakmadan sabah limandan geçip giden ..

Sevgiyle kalın dostlar...